SOL SOLDU DA PEKİ SAĞ HALA SAĞ MI..? « Güneş Gazetesi

SON DAKİKA

SOL SOLDU DA PEKİ SAĞ HALA SAĞ MI..?

Bu haber 16 Ağustos 2021 - 11:30 'de eklendi ve 136 kez görüntülendi.

Bugün biraz ülke siyasetinden bahsedeceğiz.

Sağını solunu kurcalayalım.

Bizim ülkede siyaset iki ana akım üzerinde seyretmekte.

Bu nokta hepimizin malumu.

Kıbrıs meselesinde ayrılan taraflar, bu ayrılıklarını anlatmak için “sağcı” ve “solcu” olmuşlardır.

Yıllarca Rumlarla bir ortaklığı savunanlar “sol”; ortaklık yerine yola tek başına devam etmek isteyenler de “sağ” cenahta konuşlanmışlardır.

Bu iki kanat, Kıbrıs meselesinde yaşadıkları ayrılığı iç siyaset örgülerine de taşımışlardır.

Bu çok doğal bir sonuçtur.

Çünkü, Kıbrıs meselesinde ayrışmaya neden olan unsur yaşama bakış açılarıdır.

Bu açı doğal olarak sadece Kıbrıs meselesinde değil, diğer konularda da tarafları ayrı tutmuştur.

Ama ağırlıklı belirleyici damar olan Kıbrıs meselesi, yıllar içerisinde daha etkin olmuş ve tarafları ayıracak enzimleri daha da aktif bir şekilde bünyelere zerk etmiştir.

Taraflar Kıbrıs meselesinde yaşadıkları ayrılığı iç meselelerde uzlaşı bulma yolunun önüne taşımıştır.

Dolayısıyla, iki kutuplu bir modelde şekillenen siyasi yapımız iki ana siyaset görünümüne taşınmıştır.

Bir taraf “sol” olmayı denerken, diğer tarafa da “sağ” demiştir.

Çünkü kendilerinin “sol” olabilmesi için başkalarının da “sağ” olması gerekmekteydi.

İşte bu nedenle de kendileri gibi düşünmeyenlerin ve farklı hedefler peşinde koşanların “sağ” siyaset yaptığını söylediler.

Yani bu ülkede, sağ siyasetin isim babası aslında sol siyaset deneyen kesimdir.

Peki bu “deneme” ne demektir..?

Çok özet olarak söylersek, bizim ülkede sol siyaset asla ve asla, dünyadaki emsalleri veya kendilerinin örnek aldıklarının benzeri olmamıştır.

En yakındaki örnek olan, Güney Kıbrıs’taki sol siyaset ile bile ayrılıklar, farklılıklar ve hatta ters düşmeler, kavgalar yaşanmıştır.

Sol’un “sosyalist” modelinin mi yoksa yumuşatılmış hali olan “sosyal demokrat” adlı modelinin mi benimseneceği çok ciddi bir iç tartışma konusu olmuştur.

Günümüzde gelmiş olduğumuz, çok partili “sol siyaset” yapımız işte bu tartışmaların eseridir.

Ülkemiz sol siyaseti üzerinde uzlaştıkları tek nokta olan Kıbrıs meselesinin halli noktasında ilk başlarda taşıdığı birliktelik kondisyonunu yolda kaybetmiştir.

Özellikle de Annan Planı dönemi sonrası tam anlamıyla bir yıkım olmuştur.

Tüm egzersizleri Kıbrıs meselesi üzerine olan sol siyaset, Annan planı fiyaskosunun ardından bir bocalama dönemine girmiş ve bu dönemde iç siyasete bir ilgi yoğunlaşması yaşanmıştır.

Annan planı döneminin getirdiği konjonktürel oy artışının sağladığı iktidar olma şansının sağladığı olanaklar terk edilememiş ve siyasi rotası farklı denizlere yelken açılmıştır.

Bu yeni rota bir yerde zorunluluk şeklinde olmuştur.

Çünkü zaten en başından beri dünyadaki sol siyaset ile bir türlü oturmayan politikaların yarattığı bocalama, diğer yandan Annan planı döneminin getirdiği kalıcı yaralar başka seçenek bırakmamıştır.

Dünyada da zaten sol siyaset hızlı bir kabuk değişimi yaşamaktaydı o dönenlerde.

Değişimin hızına çabucak adapte olundu ancak yönü ıskalandı.

Bizim ülkede sol siyaset dünyadakinden belki daha hızlı bir şekilde değişime adapte oldu ama bu değişim farklı yönde hayat buldu.

Öncelikle kitlelerden uzaklaşıldı.

Örgütlü ve kitlesel siyaset yerine, bireysel akılların yönettiği siyasi heyecanlar baskın oldu.

Bu durum, irili ufaklı yapıyı da kalıcılaştırmış oldu.

Bugün gelinen mevcut durumda sol siyaset yeni politikalar üretemez bir hale gelmiştir.

Sadece şikayet eden bir durum söz konusudur.

Muhalefet yaparken, iktidar partisini halka şikayet etmek dışında bir fikir ortaya konulamamaktadır.

“Gördünüz mü ne yaptılar” ya da “bu yaptıkları çok kötü bir şeydir” şeklindeki açıklamalar kesinlikle bir siyaset ya da politik örgü değildir.

Sadece o güne yönelik, boşluk doldurma operasyonlarıdır.

Yollardaki çukurlara yapılmış yamalar misali.

Aynı ümitsiz durum Kıbrıs politikasında da yaşanmaktadır.

Bir zamanlar “inadına çözüm” şeklinde atılan sloganlar bile artık sönmüştür.

Çözüm inadının yerini, “FEDERASYON İNADI” almıştır.

Yani bugün artık sol kesim bir çözüm için çalışmayı bırakmış, sadece ve sadece federasyon için konuşmaktadır.

Yıllarca tekellerinde olan çözüm argümanını kaptırmışlardır.

Peki bu nasıl olmuştur..?

Bunun da tek nedeni yine Annan planı fiyaskosudur.

Yıllarca Kıbrıs’ta bir anlaşma ve çözüm olmamasının sebebi olarak sağ siyaseti gösteren sol siyasetimiz, Rum tarafının referandumda ortaya koyduğu “hayır” iradesi ile duvara toslamıştır.

O gün artık çözüm istemeyen tarafın Kıbrıs Türk sağ siyaseti değil de, Kıbrıs Rum toplumu olduğu gerçeği belgeli ve tasdikli bir şekilde gün yüzüne çıkmıştır.

Bu çok ciddi bir yıkımdır.

Ve bunun altından kalkmak da olası değildir.

Nitekim de öyle oldu ve Kıbrıs Türk sol siyaseti, Annan planı referandumunda Rum Halkı’nın hayır demesinin yarattığı yıkımın altında kaldı.

İnadına çözüm sloganları o yıkım sonrasında tekrar denense de Kıbrıs Türk Halkı tarafından hiç benimsenmedi.

Hatta aksi etki yaptı.

Sağ siyasetin çözüm modeli yönünde yapmış olduğu son hamle ile de “inadına çözüm” sloganı tarihe karışmış oldu.

Bugün artık sağ siyaset de, farklı bir modelle olsa da, çözüm istencini dile getirmektedir.

Bu durum sol siyasetin Kıbrıs meselesindeki hareket alanını oldukça daraltan bir gelişmedir.

Kıbrıs meselesinde kaptırılan hareket alanının yanı sıra, yukarıda da bahsetmiş olduğumuz üzere, iç siyasette sadece şikayet etme üzerine kurulu davranış biçimi burada da işleri zora sokmuştur.

Başta Avrupa olmak üzere, dünya üzerinde sol siyasete olan ilgi ve eğilimin azalması da tüm bu olumsuzluklara eklenince “SOL SİYASET SOLMUŞTUR” demek noktasına gelmiş bulunmaktayız.

Bizde gerçi tam anlamıyla o kıvama hiçbir zaman ulaşmadı ama dünyadaki jargonuyla; sol siyaset artık “umut” olmaktan çıkmıştır.

Kıbrıs meselesinde “inat” iç meselelerde de “şikayet” dışında yeni politikalara gerek duyulmaktadır.

Ama gel gör ki sol partilerimiz bu yeni politikaları yaratmaktan çok uzaktadırlar.

Tek umutları sağ partilerin kendi içlerinde kavgaya girişmesi şeklinde kalmıştır.

Bu arada, sağ demişken, onlarda durum nedir..?

Başlıkta da yazdık ve “SAĞ HALA SAĞ MI DİYE..?” sorduk.

Onu da yazacağız, ama bugün değil.

Bugün solumuzu yazmış olalım.

Bir sonraki sefere de sağımızı yazacağız.

Bakalım sağımız hala sağ mı; yanıt arayacağız…

AZİZ KARAAZİZ[email protected]
GÜNDEM