SAVAŞI ÇIKARANDA MIDIR GÜNAH YOKSA SAVAŞANDA MI..? « Güneş Gazetesi

SON DAKİKA

SAVAŞI ÇIKARANDA MIDIR GÜNAH YOKSA SAVAŞANDA MI..?

Bu haber 11 Ağustos 2021 - 20:29 'de eklendi ve 170 kez görüntülendi.

İnsanoğlu’nun en tuhaf davranışı nedir diye sorulsa, her halde geniş kitleler tarafından “birbirlerini öldürmek” veya “savaşmak” yanıtı gelir.

Gerçekten de böyledir aslında.

Varoluşundan bu yana neredeyse tüm yaşam alışkanlıklarını, sağladığı değişimle elde ettiği gelişimle terk eden ya da değiştiren insanoğlu, ne yazık ki öldürme güdüsünün üstesinden bir türlü gelememiş ve kurtulamamıştır.

Savaş ve öldürme olayında her zaman mutlaka bir taraf mağdurdur.

Her iki tarafın da eşit suçlu veya sorumlu olduğu durumlar yok denecek kadar azdır.

Yaşlı dünyamız ne acıdır ki bir çok savaşlar görmüş, geçirmiştir.

Ve yine ne acıdır ki, daha birçoğunu da göreceğiz bu gidişle….

İnsaoğlu iki kere de “Dünya” çapında savaşmayı başarmıştır(!)..

Her savaşın mutlaka bir nedeni vardır.

Ve bu nedenler de hep iflah olmaz “ihtiraslar”a dayanır.

Ezelden beri böyle olmuştur.

Bir yöneticisinin, sağlıkla ilişkisi olmayan benliğindeki hasta ihtiraslara yenik düşen toplumlar, her zaman müsebbibi olmuşlardır savaşların.

Ama bu durumu ve yarattığı sonuçları asla bir kişiye mal edemeyiz.

Hasta kişiliğin peşine düşen toplumlar da en az o hasta benlik kadar sorumludurlar, suçludurlar.

Yani şimdi çıkıp da İkinci Dünya Savaşı için sadece Adolf Hitler’i suçlamak olmaz.

Bunu yaparsak, o şahsa iltifat lütfetmiş oluruz.

Çünkü tek başına kimse bu kadar büyük bir harekete yol açamaz.

Savaş bile olsa…

Mutlaka ona inanan ve onunla birlikte yürüyen toplumlar da sorumludurlar, suçludurlar.

Zaten dünya da öyle yaptı ve İkinci Dünya Savaşı’ndan sadece Adolf Hitler’i değil, ona inanan ve onunla birlikte hareket ederek suç işleyen Nazi Almanyası’nı sorumlu tuttu.

Yani, burada şunu söylemek lazımdır ki; “BİR SAVAŞIN GÜNAHINDAN SADECE O SAVAŞI ÇIKARAN DEĞİL, ONUN ARKASINDAN YÜRÜYÜP O SAVAŞTA SAVAŞANLAR DA NASİPLENİR”…

Her savaşın  mutlaka bir iyi, bir de kötü tarafı vardır.

Ve her savaşın mutlaka bir de mağduru..

Ama her zaman en fazla mağdur olan da çocuklardır.

Hayatını kaybeden çocuklar, anne-babalarını kaybeden çocuklar, ailesiz kalan çocuklar…

Aç kalan çocuklar…

Savaş her zaman en fazla çocukları vurur.

Büyüklerin cezasını küçükler çeker.

Adaletsizce..

En sonunda iyiler kazanır gibi görünse de, aslında savaşların kazananı da yoktur..

Nerden çıktı şimdi bu savaş yazısı diye soranlar olmuştur.

Anlatalım.

Önceki gün bir belgesel yayınlandı..

Başkent Lefkoşa’da..

“Süt Babam” diye, gerçek bir hikaye.

Çocuğuna verecek süt bulamayan Türk babaya yardım eden bir Rum’un hikayesi.

Hikaye güzel, belgeseli yaratan amaca hizmet ediyor.

İlk bakışta iki toplumun “yakın” olabileceği intibasını vermekte.

Gerçek olması da ayrı bir güç katıyor amaca.

Gerçekten de örnek bir hikaye.

Ama ne yazık ki sadece bir numune.

Bu coğrafyada eşi benzeri maalesef yok..

Keşke olsa.

Keşke buna benzeyen bir çok hikayemiz olsa bu coğrafyada.

Ama yok..!

Onun yerine toplu mezarlar, kayıp insanlar ve onların yakınları var.

Savaşı çıkaran hasta zihniyet ve ona koşulsuz hizmet etmiş, arkasından yürüyerek insanlık suçuna ortak olmuş koskoca bir toplum var.

Keşke olmasaydı.

Ama var.

Bu gerçeği göz ardı edemeyiz, etmemeliyiz.

Şimdi çıkıp da kişisel bir davranışla tüm bir toplumun ayıbını göz ardı edemeyiz, suçlarını örtemeyiz.

Nasıl ki bir kişinin davranışı ile bir toplumu mahkum edemeyiz, aynı şekilde, bir kişinin davranışı ile de bir toplum beraat edemez.

Yapamayız, yapmamalıyız.

Çocuğuna süt bulamayan Türk babaya yardım eden Rum arkadaş güzel bir hikaye.

Ama bir de sorulması gereken “Türk baba çocuğuna neden süt bulamadı” sorusu var.

Veya, Kıbrıs’ta Türk annelerin çocuklarına süt ve ilaç bulamadıkları için yaptıkları eylemin sonucunun ne olduğunu öğrenmek gereği var.

Kıbrıs Türkü gettolarda yaşamak zorunda bırakılırken, uzanan tek yardım elinin Anavatan Türkiye olduğu gerçeğini de unutmamak zorunluluğu var.

Ve bugün de bu durumun değişmediğini de asla aklımızdan çıkarmamalıyız.

Bu ve bunun gibi “tatlı” hikayeler sadece hoş bir romantik tat bırakabilir ağzımızda.

Ama yaşananların esas acısını asla unutturamaz.

Rum toplumu geçmişte yaşananlarla yüzleşmediği müddetçe bu gibi hikayeler sadece “küçük bir hikaye” olarak kalırlar.

EOKA’nın bir terör örgütü olduğu ve ENOSİS’e hizmet ettiği gerçeği Rum toplumu tarafından açık yüreklilik ve cesaretle dile getirilmediği müddetçe bir arpa boyu ileri gidemeyiz.

Güven ortamı asla yeşermez.

Burada esas olan Rum liderliğinin değil, Rum toplumunun bu gerçeklerle yüzleşmesidir.

Rum liderliği siyasi bir makamdır.

Esas gerçek toplumun kendisidir.

Hayatı kuran toplumlardır.

İşte bu nedenle Rum toplumunun küçük hikayeler yerine büyük resimle yüzleşmesi gerekmektedir.

Bugüne kadar olmadı…

Bana kalırsa bugünden sonra da olmaz.

Ama yine de birileri bir yerlere umut bağlamak istiyorsa, buraya bağlanmalılar.

İki halk arasındaki farklılıklar ve “AYRILIKLAR”ı dile getirenlere kızmak yerine, buna odaklanmakta yarar var.

Geride kalan 50 yılda olmadı..

Kim bilir, belki bir 50 yıl sonra olabilir…

AZİZ KARAAZİZ[email protected]
GÜNDEM