“Kıbrıs’ta Tek Devlet Var: Kıbrıs Türk Devleti..” « Güneş Gazetesi

SON DAKİKA

“Kıbrıs’ta Tek Devlet Var: Kıbrıs Türk Devleti..”

Bu haber 08 Kasım 2021 - 4:37 'de eklendi ve 237 kez görüntülendi.

 1 Temmuz 1570 yılında ilk Türk askerlerinin Limasol’dan Kıbrıs’a çıkıp, Lefteri Kalesinde, Türk bayrağını göndere çekmesi ve 9 Eylül 1570 tarihinde Lefkoşa’nın fethi ile Kıbrıs Beylerbeyi olarak ilan edilir.

   Kıbrıs’a ilk Beylerbeyi olarak  atanan Muzaffer Paşa da, Kıbrıs Türk Devletinin ilk başkanı olur.

    Böylece KIBRIS TÜRK DEVLETİ, 1790 yıllık Türk devlet geleneği ve tecrübesi ile Kıbrıs’ta da kurulmuş olur.

    Kıbrıs’ın ilk beylerbeyi olan Muzaffer Paşanın 26 Ağustos 1571’de başka bir göreve atanmasıyla, yerine Sinan Paşa beylerbeyi olur. 1573 yılında Sinan Paşa da bu görevden ayrılarak, yerine Cafer Paşa Behlerbeyi olarak atanır.

   Türk serdar, daha sonra sadrazam olan, Lala Mustafa Paşa önderliğinde 1 Temmuz 1570 tarihinde başlayan ve 1 Ağustos 1571 tarihinde Mağusa’nın fethi ile tamamlanan Kıbrıs fethi ile  Kıbrıs’ta kurulan devletimiz, öyle sağlam temeller üzerine kurulmuştur ki, 1878 yılından 1960 yılına kadar süren İngiliz idaresinin bütün olumsuz çabalarına rağmen, bu devlet sapa sağlam yerinde durmuştur.

    Bu devlet  Kıbrıs’ta, sosyal, siyasal, kültürel ve iktisadi yaşamın koyduğu esaslı nizamlar içerisinde, sistemin sürmesini sağlamıştır.

    1 Ağustos 1571 yılında temeli atılan ve Kıbrıs’ta mevcut tüm azınlıklara ve dini guruplara mensup herkesi kucaklayan, her türlü sosyal, siyasal, kültürel ve iktisadi haklarını koruyan, dünyanın en demokratik, hukukun üstünlüğü olan, adaletli devleti, KIBRIS TÜRK DEVLETİ, gelenekleri ve nizamları ile günümüze kadar gelişerek gelmiştir.

   Kıbrıs Beylerbeyi, Lefkoşa merkez olmak üzere Baf, Mağusa, Girne sancak olarak düzenlenmiştir.     

   İlk başlarda Kıbrıs Beylerbeyiliğinin gelişmesi için Alâiye, Tarsus, İçil, Zülkdiriye ve Sis sancakları Kıbrıs’a bağlanmıştır. Adada, Kıbrıs Kanunnamesi hazırlanıncaya kadar Karaman Vilayeti Kanunnamesi uygulanmıştır.  

     Lala Mustafa Paşa, adada Lefkoşa merkez olmak üzere Tuzla, Limasol, Yalova, Gilan, Evdim, Mağusa, Karpaz, Dağ, Değirmenlik, Baf, Kukla, Hırsofu, Omorfa, Mesarya ve Girne’den  oluşan 16 kazaya ayrılmıştır. 

    Sırası ile Kıbrıs Beylerbeyi, Kıbrıs Türk Cemaat Meclisi, Kıbrıs Türk Federe Devleti ve günümüzde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak yaşamına devam eden devletimiz, Kıbrıs’ın en köklü tek devletidir.

     Divan-ı Hümayun’da Kıbrıs’taki toplum temsilcileri ile temsil edilmesine karar verilir ve  divan üyelerinin 4’ü Türk, 2 Ortodoks Rum, 1’i Maronit ve 1 tanesi de Ermeni olması sağlanır.

    Demokratik olarak seçilen muhtarliklar, esaslı tapu sistemi, köklü eğitim sistemi ve eğitim kurumları, adaletli mahkemeleri ile oluşan güçlü ve demokratik devlet yapısına, İngiliz döneminde bile devam edilmiştir.

    Bir çok demokratik haklar tanınan azınlık Rum Ortodoks Kilisesi, katı ve bağnaz dini kuralları Kıbrıs’taki Rum azınlığın bir devlet yapısı oluşturmadan,   1960 yılında zorlama ile kurulan ‘Kıbrıs Cumhuriyeti’ içinde yer alarak, 20 Temmuz 1974 yılına kadar Kıbrıs’ta, bir çok acı olayın yaşanmasına sebep olmuştur.

    Kıbrıs Türkleri, 1960 yılında zorla kurulan ve sadece üç yıl yaşayabilen sözde devlet Kıbrıs Cumhuriyetinden zorla atıldıktan sonra bile kendi devlet yapısı ile 1974 yılına kadar yaşamını zor şartlarda bile olsa, bir devletin bütün kurumlarının çalıştığı, esaslı bir yapı ile 20 Temmuz 1974 yılına kadar çetin bir mücadele vererek gelmiştir.

    20 Temmuz 1974 sonrası anavatan Türkiye’nin etkin desteği ile devletimiz hem gelişmiş hem de güçlenmiştir.

     Rum Yunan işgali altındaki Güney Kıbrıs’ta ise, Kıbrıs Ortodoks Kilisesinin ağır dini baskıları altında, esaslı ve demokratik bir yapı maalesef oluşturulamamıştır.

     1963 olaylarından sonra. Rum Ortodoks Kilisesinin güdümünde olan sözde devlet ‘Kıbrıs Cumhuriyetinin’   sözde güvenlik güçleri ile sözde polislerinin masum Türklere karşı işledikleri vahşi cinayetlerin sorumlularının kimliklerini gizleme adına bu katilleri ‘öldü’ gösterip, bu cani katillere yeni isimlerle yeni kimlikler vermeleri bile, Güney Kıbrıs’taki garabet yapının, Ortodoks kilisesinin vahşi kuralları altında bir devlet olmadığının önemli ispatıdır.

   Tüm bu gerçekler ortada dururken, esas acı olan, vahşi Ortodoks Kilisesinin güdümündeki yapıyı oluşturan tüm unsurlar ve içimizde besledikleri kolları. Kuzey Kıbrıs’taki gerçek devlete hep bir ağızdan ‘işgal altındaki sahte devlet’ yakıştırmasını yaparken, biz Kıbrıs Rum Yönetimi diyip, onlara olmayan bir yasal statüyü vermiş oluyoruz.

     Halbuki, Kıbrıs’ta esas gerçek, Güney Kıbrıs’ın Rum Yunan işgali altında sahte bir devlet olduğudur.

     Biz bir bütün olarak, güneydeki sahte yapıya ‘sahte devlet’ Güney Kıbrıs’a da “Rum Yunan işgali altındaki bölge’ sölemini, toplumsal bir yaşam biçimine ve söylemine derhal dönüştürmemiz gerekmektedir.

     Bunu yaptığımız taktirde Kıbrıs’taki esas gerçekler üzerinden yürümüş oluruz.