ARSIZLIĞIN LÜZUMU YOK..! « Güneş Gazetesi

SON DAKİKA

ARSIZLIĞIN LÜZUMU YOK..!

Bu haber 04 Ağustos 2021 - 19:22 'de eklendi ve 184 kez görüntülendi.

– Utanması ve sıkılması olmayan, yılışık ve yüzsüz kimse

– Hep açgözlü davranan kişi

– Kolayca ve her ortamda üreyebilen bitki

Türk Dil Kurumu (TDK) “arsız” kelimesinin karşılığını sözlüğünde böyle açıklamış.

Arsız kişinin; arsızlık da kişinin davranış biçiminin tanımıdır.

İlk anlam olarak verilen, “utanması ve sıkılması olmayan” ile “yılışık ve yüzsüz kimse” tanımını şöyle bir düşünelim.

Acaba hayatımızda böyle kimseler var mı..?

Ne yazık ki bu sorunun doğru şekli, “acaba hayatımızda böyle kimselerden ne kadar var..?” şeklinde olmalıydı.

Çünkü onlar hep varlar.

Tahmin etmiyorum ki ilk soruya “hayır, benim hayatımda ve yakın çevremde arsız bir kimse yoktur” diyebilen olsun.

Bunu diyenler ya çok iyi niyetlidirler ve bu iyi niyetleri gözlerini kör etmiştir, ya da birer yalancıdırlar.

Hatta o kadar ki, kendilerine bile yalan söylemekte, kendi kendilerini kandırmaktadırlar.

Evet, onlar ne yazık ki varlar..

Hayatımızdalar ve giderek de artmaktalar.

Şimdi bu yazıları okurken şöyle bir düşünün, mutlaka sizin hayatınızda da vardır.

Gidişat hiç de iyi değil.

Giderek artmaktalar.

Koronanın delta varyantından bile daha hızlı yayılmaktalar.

Arsızlık ne yazık ki bulaşıcıdır.

Arsızlıkla elde edilenleri gören diğerleri de aynı yola düşmektedirler.

Çünkü artık toplum bu gibi durumları yargılayamaz bir hale gelmiş, getirikmiştir.

Arsızlık bir ahlak meselesidir.

Daha doğrusu ahlaksızlık.

Kelime zaten köken olarak “ar” kelimesinin yokluğunun tezahürüdür.

“Ar” kalmayınca kişi arsız olur.

Hepimizin malumu, “ar” demek “utanma” demektir.

Yani, kişide “ar” kalmayınca ve “arsız” olunca; utanma da kalmamakta, utanmaz olmaktadır.

Kişi, arsız olmaya, utanmaz olmaya başlarda farkında olmadan yönelse de, sonradan mutlaka içine düşülmüş olan durumun farkına mutlaka varmaktadır.

İşte bu nokta çok kritiktir.

Bu noktada kişi bir seçim yapma zorundadır.

Ya vazgeçip yoluna onurlu bir insan olarak devam edecektir, ya da vazgeçmek şöyle dursun, arsızlığın dozunu daha da artırarak elde ettiklerinin keyfini sürecektir.

Genelde ikinci yol tercih edilir.

Yaptığının yanlış olduğunu farkedip o yoldan dönen çok fazla kişi yoktur.

Bu noktada tüm sorumluluk, daha doğrusu suç, doğrudan topluma aittir.

Birey-toplum ilişkisi son derece hassas bir dengeye oturmuştur.

Genelde bireylerin eylem ve tutumları topluma yön vermektedir.

Ama bazı durumlarda, toplumun değer yargıları bireylerin davranışları üzerinde belirleyici olmaktadır.

Toplum baskısı dediğimiz tam da budur.

Bir toplum eğer kendi içerisindeki yanlışları yadırgamıyorsa ciddi bir çürümenin eşiğindedir.

Tehlike çanları çalmaktadır.

Toplumun bireyler üzerinde sürekli bir baskı oluşturması kabul edilebilir bir durum olmamakla birlikte, belli sınırların toplum tarafından konulmuş olması ve bireyin de bu sınırlara uygun davranması elzemdir.

Birey ile toplumun arasındaki ince bağlardan birisi de budur.

Birey kişisel davranış ve değerleriyle toplumun gücüne katkı koyarken, toplum bu gücü bireyleri doğru yolda tutmak için kullanmalıdır.

Gelişmiş dediğimiz toplumları diğerlerinden ayıran temel noktaların başında bu gelmektedir.

Arsız bireylerin toplumda artış göstermesinin yegane nedeni, toplumdaki diğer bireylerin bu duruma tepki göstermek yerine “acaba sıra bana da gelir mi” beklentisine girerek, durumu içsellemesidir.

Bu kabulleniş, arsızların hareket alanını genişletirken, geriye kalanlara da benzer davranışlar için cesaret vermektedir.

Sonuç, kaçınılmaz olarak toplu bir çöküş olacaktır.

O nedenle, arsız bir kişinin hareketlerinin mümkün olan en sert şekilde kınanması lazımdır..

Yoksa, yukarıda da dediğimiz gibi delta varyantı gibi tüm toplumu sarar…

Peki bunları neden yazdık..?

Bizimle ilgisi nedir..?

Vardır mutlaka bir ilgisi..

Hangi toplumda yok ki..!

AZİZ KARAAZİZ[email protected]
GÜNDEM